Anasayfa / Soru–Cevap

Soru–Cevap

Ortopedi ve travmatolojiyle ilgili sık sorulan sorulara genel bilgilendirme amaçlı yanıtlar.

Yazar: Doç. Dr. Mehmet Albayrak
Son güncelleme:

Aşağıdaki soru başlıklarını açarak genel bilgilendirme metinlerini okuyabilirsiniz.

Ortopedide Ameliyat Kararı Nasıl Verilir? Röntgen Tek Başına Yeterli mi?

“Doktor bey, röntgenim çok kötü görünüyor. Ameliyat olmam gerekiyor mu?”

Ortopedi muayenesinde hastalarımızdan sık duyduğumuz sorulardan biri budur. Ancak bir eklemin röntgende ileri derecede bozulmuş görünmesi, tek başına ameliyat gerektiği anlamına gelmez. Benzer şekilde görüntüleme bulguları çok ileri görünmeyen bir hastada da günlük yaşamı ciddi şekilde etkileyen bir sorun bulunabilir.

Planlı (elektif) ortopedik cerrahide ameliyat kararı; ağrının şiddeti, görüntüleme bulguları, hareket ve fonksiyon kaybı, hastanın günlük yaşamının ne kadar etkilendiği ve ameliyat dışı tedavilere alınan yanıt birlikte değerlendirilerek verilir.

1. Ağrının şiddeti ve günlük yaşama etkisi

Ameliyat kararında en önemli konulardan biri hastanın yaşadığı ağrıdır. Ancak yalnızca “ağrım çok” demek değil, ağrının yaşam üzerindeki etkisi de önemlidir.

Örneğin diz kireçlenmesi olan bir hastada şu sorular önem kazanır:

  • Ağrı yürümeyi kısıtlıyor mu?
  • Merdiven çıkmak veya inmek zorlaştı mı?
  • Gece ağrı nedeniyle uyanıyor mu?
  • Günlük işlerini yapmakta zorlanıyor mu?
  • Sosyal yaşamı veya çalışma hayatı etkileniyor mu?

Hafif ve zaman zaman ortaya çıkan bir ağrı ile kişinin günlük yaşamını ciddi şekilde kısıtlayan sürekli ağrı aynı şekilde değerlendirilmez.

2. Röntgen ve MR bulguları ne kadar önemli?

Röntgen, MR ve gerektiğinde bilgisayarlı tomografi ortopedik hastalıkların değerlendirilmesinde son derece değerlidir. Bu yazıda ele alınan planlı tedavilerde görüntüleme sonuçları, muayene ve hastanın şikâyetleriyle birlikte değerlendirilir.

Örneğin diz veya kalça kireçlenmesinde röntgende belirgin eklem daralması görülebilir. Buna rağmen hasta günlük yaşamını rahat sürdürüyor ve ağrısı kontrol altında olabiliyorsa hemen ameliyat önerilmeyebilir.

Bunun tam tersi de mümkündür. Görüntüleme bulguları ile hastanın şikâyetlerinin derecesi her zaman birebir örtüşmeyebilir.

Bu nedenle temel soru şudur:

Röntgen veya MR’da gördüğümüz problem, hastanın yaşadığı ağrı ve fonksiyon kaybını gerçekten açıklıyor mu?

Cerrahi kararın en önemli noktalarından biri, muayene bulguları ile görüntüleme bulgularının uyumlu olmasıdır.

3. Hareket ve fonksiyon kaybı

Ortopedik tedavide amaç yalnızca ağrıyı azaltmak değildir. Hastanın fonksiyonunu korumak veya yeniden kazanmasını sağlamak da önemlidir.

Diz ve kalça hastalıklarında yürüme mesafesinin azalması, merdiven kullanmakta güçlük ve eklem hareketlerinin kısıtlanması önemli olabilir.

Omuz hastalıklarında ise kolu yukarı kaldırmak, saç taramak, giyinmek veya günlük aktiviteleri yapmak zorlaşabilir.

Bu nedenle ameliyat kararında hastanın “Ne kadar ağrınız var?” sorusu kadar “Bu problem nedeniyle neleri artık yapamıyorsunuz?” sorusu da önemlidir.

4. Ameliyat dışı tedaviler denendi mi?

Acil cerrahi gerektiren kırıklar, bazı tendon yaralanmaları, ciddi sinir basıları veya enfeksiyonlar gibi özel durumlar dışında birçok ortopedik hastalıkta öncelikle uygun ameliyat dışı tedaviler değerlendirilir.

Hastalığa göre bunlar;

ilaç tedavisi, aktivite düzenlemesi, egzersiz, fizik tedavi ve rehabilitasyon, kilo kontrolü, yardımcı cihazlar ve uygun hastalarda enjeksiyon tedavilerini içerebilir.

Bu tedavilerle hastanın ağrısı kabul edilebilir düzeye geliyor ve günlük yaşamı düzeliyorsa cerrahiyi ertelemek veya hiç uygulamamak mümkün olabilir.

Buna karşılık uygun şekilde uygulanan ameliyat dışı tedavilere rağmen ağrı ve fonksiyon kaybı devam ediyorsa cerrahi tedavi daha güçlü bir seçenek haline gelir.

Ameliyat kararında yaş önemli mi?

Yaş elbette değerlendirilir ancak tek başına karar kriteri değildir.

Hastanın genel sağlık durumu, aktivite düzeyi, beklentileri, eşlik eden hastalıkları ve planlanan ameliyatın olası yararları ile riskleri birlikte değerlendirilmelidir.

Aynı röntgen görüntüsüne sahip iki hastaya farklı tedaviler önerilebilmesinin nedenlerinden biri de budur.

“Röntgenim kötü, ameliyat olmalıyım” düşüncesi doğru mu?

Her zaman değil.

Ortopedide görüntüleme yöntemleri çok değerlidir ancak biz röntgeni değil, hastayı tedavi ederiz.

İyi bir cerrahi karar; hastanın öyküsünün dinlenmesi, ayrıntılı ortopedik muayene yapılması ve görüntüleme bulgularının bunlarla birlikte değerlendirilmesiyle verilir.

Özellikle kireçlenme, menisküs sorunları, omuz hastalıkları ve omurga problemlerinde MR veya röntgende görülen her anormalliğin ameliyat edilmesi gerekmez.

Ne zaman ameliyat daha güçlü bir seçenek haline gelir?

Genel olarak şu faktörlerin bir araya gelmesi cerrahi seçeneğini daha fazla gündeme getirir:

Şiddetli veya sürekli ağrı + günlük yaşamda belirgin kısıtlanma + muayene ve görüntüleme bulgularının uyumu + uygun ameliyat dışı tedavilere rağmen yeterli düzelme sağlanamaması.

Bununla birlikte her hastalık ve her hasta farklıdır. Bazı ortopedik durumlarda beklemek uygunken bazı durumlarda cerrahinin geciktirilmesi tedaviyi zorlaştırabilir.

Bu nedenle ameliyat kararı yalnızca bir MR veya röntgen raporuna bakılarak değil, hastanın bütünü değerlendirilerek verilmelidir.

Diz ağrısı her zaman yaşlanmaya mı bağlıdır?

Yazar: Doç. Dr. Mehmet Albayrak

Diz ağrısı özellikle orta ve ileri yaşlarda çok sık görülür. Bu nedenle birçok kişi dizindeki ağrıyı fark ettiğinde ilk olarak “Yaşlanıyorum, artık normal” diye düşünür.

Oysa diz ağrısını yalnızca yaşa bağlamak doğru değildir.

Kas güçsüzlüğünden menisküs sorunlarına, aşırı kullanımdan kireçlenmeye kadar pek çok farklı durum diz ağrısına neden olabilir. Üstelik ağrının gerçek nedeninin belirlenmesi, uygulanacak tedavinin de temelini oluşturur.

Diz Ağrısının En Sık Nedenleri Nelerdir?

Diz eklemi; kemikler, kıkırdaklar, menisküsler, bağlar, tendonlar ve çevresindeki kasların birlikte çalıştığı karmaşık bir yapıdır. Bu yapılardan herhangi birindeki sorun ağrıya yol açabilir.

1. Kas Güçsüzlüğü

Dizin sağlıklı çalışması yalnızca eklemin kendisine bağlı değildir. Özellikle uyluğun ön kısmındaki quadriceps kası ve kalça çevresindeki kaslar dizin yük dağılımında önemli rol oynar.

Bu kasların zayıflığı veya dengesizliği, diz kapağının hareketini ve yük dağılımını etkileyebilir; özellikle merdiven çıkarken, çömelirken veya uzun süre oturduktan sonra ayağa kalkarken hissedilen ön diz ağrısına katkıda bulunabilir.

Bu nedenle her diz ağrısında doğrudan eklem içindeki bir problemden şüphelenmek doğru değildir.

2. Menisküs Yaralanmaları

Menisküsler diz ekleminde yük dağılımına ve eklem stabilitesine katkı sağlayan önemli yapılardır.

Gençlerde menisküs yaralanmaları çoğunlukla spor veya ani dönme hareketleri sonrasında ortaya çıkarken, ilerleyen yaşlarda belirgin bir travma olmadan da dejeneratif menisküs yırtıkları görülebilir.

Menisküs problemlerinde ağrıya zaman zaman şişlik, takılma veya hareket sırasında rahatsızlık hissi eşlik edebilir.

Ancak MR'da menisküs yırtığı görülmesi de tek başına ağrının nedeninin mutlaka menisküs olduğu anlamına gelmez. Muayene bulguları ve hastanın şikâyetleri birlikte değerlendirilmelidir.

3. Diz Kireçlenmesi (Osteoartrit)

Diz ağrısının sık karşılaşılan nedenlerinden biri diz osteoartriti, halk arasındaki adıyla diz kireçlenmesidir.

Kireçlenmenin görülme sıklığı yaşla birlikte artsa da osteoartriti yalnızca “yaşlanmanın doğal sonucu” olarak değerlendirmek doğru değildir.

Kilo, geçirilmiş yaralanmalar, genetik özellikler ve eklemin mekanik yüklenmesi gibi farklı etkenler osteoartritle ilişkili olabilir. Kas gücü ve bacak dizilimi de dizin işlevi ve yük dağılımı açısından değerlendirilir.

Üstelik röntgende görülen kireçlenmenin derecesi ile hastanın hissettiği ağrı her zaman birebir örtüşmeyebilir. İleri radyolojik değişiklikleri olan bir kişi nispeten az ağrı hissederken, daha hafif değişiklikleri bulunan başka bir kişinin günlük yaşamını etkileyen ağrıları olabilir.

4. Aşırı Kullanım ve Tekrarlayan Yüklenmeler

Her diz ağrısının altında ciddi bir yapısal hasar bulunmaz.

Koşuya yeni başlamak, antrenman yoğunluğunu aniden artırmak, uzun yürüyüşler, sık merdiven kullanımı veya alışık olunmayan fiziksel aktiviteler diz çevresindeki dokuların aşırı yüklenmesine neden olabilir.

Patellofemoral ağrı, tendon problemleri ve bazı yumuşak doku sorunları bu grupta değerlendirilebilir.

Burada önemli olan yalnızca “Ne kadar hareket ediyorsunuz?” sorusu değil, “Dizinizin kapasitesine göre ne kadar yükleniyorsunuz?” sorusudur.

5. Bacak Dizilimindeki Problemler

Bacakların mekanik dizilimi de diz eklemindeki yük dağılımını etkiler.

Halk arasında O bacak veya X bacak olarak ifade edilen dizilim farklılıklarında eklemin belirli bölümleri diğer bölgelere göre daha fazla yük taşıyabilir.

Uzun dönemde bu dengesiz yüklenme ağrıya ve eklemin belirli bölümlerinde daha fazla aşınmaya katkıda bulunabilir.

Bu nedenle özellikle uzun süredir devam eden diz ağrılarında yalnızca dizin kendisini değil, bacağın genel mekanik aksını da değerlendirmek gerekebilir.

“Röntgenimde Kireçlenme Var, Ağrım Ondan mı?”

Her zaman değil.

Bu, ortopedi pratiğinde önemli noktalardan biridir. Röntgen veya MR görüntülerindeki değişiklikler hastanın şikâyetleriyle birlikte değerlendirilmelidir.

Bir görüntüleme yönteminde problem görülmesi, ağrının kaynağının kesin olarak o bulgu olduğu anlamına gelmez.

Bu nedenle tedavi kararı yalnızca MR veya röntgen raporuna bakılarak verilmemelidir. Hastanın hikâyesi, fizik muayenesi, ağrının yeri ve karakteri, hareket kapasitesi ve görüntüleme bulguları birlikte değerlendirilmelidir.

Diz Ağrısında Ne Zaman Ortopedi Uzmanına Başvurulmalı?

Diz ağrısı birkaç gün içinde geçmiyor veya tekrarlıyorsa değerlendirilmesi yararlı olabilir. Özellikle dizde belirgin şişlik, kilitlenme veya takılma, üzerine basmakta güçlük, hareket kısıtlılığı, travma sonrası başlayan ağrı ya da günlük yaşamı giderek daha fazla etkileyen yakınmalar varsa ortopedik değerlendirme önemlidir.

Ani gelişen ciddi şişlik, dizin üzerine basamama veya hareket ettirememe, belirgin şekil değişikliği ya da kızarıklık ve ısı artışına ateşin eşlik etmesi durumunda gecikmeden tıbbi değerlendirme alınmalıdır.

Her Diz Ağrısının Tedavisi Aynı Değildir

Diz ağrısında tedavi, ağrının nedenine göre planlanmalıdır.

Bazı hastalarda aktivite düzenlenmesi ve uygun egzersiz programı yeterli olabilirken; bazı hastalarda fizik tedavi, ilaç tedavileri veya enjeksiyon seçenekleri gündeme gelebilir. Belirli yapısal problemlerde ise cerrahi tedavi değerlendirilebilir.

Dolayısıyla amaç yalnızca ağrıyı geçici olarak azaltmak değil, mümkün olduğunca ağrının kaynağını belirleyerek buna yönelik bir tedavi planı oluşturmaktır.

Sonuç: Diziniz Ağrıyorsa “Yaştandır” Deyip Geçmeyin

Yaş ilerledikçe diz ekleminde bazı değişikliklerin görülmesi doğaldır. Ancak diz ağrısı yaşlanmanın kaçınılmaz bir sonucu değildir.

Kas güçsüzlüğü, menisküs problemleri, kireçlenme, aşırı kullanım, tendon sorunları ve bacak dizilimindeki farklılıklar gibi birçok neden diz ağrısına yol açabilir.

Bu nedenle uzun süren veya günlük yaşamı etkileyen diz ağrısını “Yaşım ilerledi, normaldir” diyerek geçiştirmek yerine ağrının nedenini belirlemek daha doğru bir yaklaşım olacaktır.

Kireçlenme varsa yürüyüş ve egzersiz yapılabilir mi?

Yazar: Doç. Dr. Mehmet Albayrak

Kireçlenme Varsa Hareket Etmemek mi Gerekir?

“Kireçlenmem var, eklemimi fazla kullanırsam daha çok aşınır.”

Ortopedi pratiğinde hastalardan sık duyduğumuz düşüncelerden biri budur. Ağrıyan bir eklemi korumak için mümkün olduğunca az hareket ettirmek ilk bakışta mantıklı gelebilir. Ancak özellikle osteoartritte (kireçlenmede) tamamen hareketsiz kalmak çoğu zaman doğru yaklaşım değildir.

Aksine, kişinin durumuna uygun şekilde planlanan hareket ve egzersiz; kas gücünün korunmasına, eklem hareket açıklığının devam etmesine ve günlük yaşam aktivitelerinin daha rahat yapılmasına yardımcı olabilir.

Kireçlenmiş Eklem Hareket Ettikçe Daha mı Çok Aşınır?

Her hareket ekleme zarar vermez.

Osteoartrit yalnızca eklem kıkırdağının mekanik olarak “aşınması” şeklinde düşünülmemelidir. Eklem; kıkırdak, kemik, eklem zarı, bağlar ve çevresindeki kaslarla birlikte çalışan canlı bir yapıdır.

Bu nedenle “ne kadar az kullanırsam o kadar uzun dayanır” düşüncesi her zaman doğru değildir.

Uzun süre hareketsiz kalındığında kas gücü azalabilir, eklem sertliği artabilir ve kişinin hareket kapasitesi giderek düşebilir. Özellikle diz kireçlenmesinde uyluk çevresindeki kasların zayıflaması, günlük aktiviteleri daha da zorlaştırabilir.

Böylece bir kısır döngü ortaya çıkabilir:

Ağrı → hareketten kaçınma → kaslarda zayıflama → fonksiyon kaybı → hareket sırasında daha fazla zorlanma ve ağrı.

Kireçlenmede Egzersiz Faydalı mı?

Uygun hastalarda evet.

Egzersizin amacı eklemi zorlamak değil, eklemin daha iyi çalışmasını sağlayacak kas ve hareket sistemini desteklemektir.

Kişiye uygun egzersiz programları;

  • eklem çevresindeki kasları güçlendirmeye,
  • eklem hareket açıklığını korumaya,
  • sertlik hissini azaltmaya,
  • denge ve koordinasyonu geliştirmeye,
  • yürüme ve günlük yaşam fonksiyonlarını sürdürmeye yardımcı olabilir.

Özellikle diz ve kalça osteoartritinde egzersiz, tedavinin önemli parçalarından biridir.

Kireçlenmesi Olan Bir Hasta Yürüyebilir mi?

Çoğu hasta için yürüyüş uygun bir fiziksel aktivite olabilir. Ancak burada önemli olan her hastaya aynı miktarda yürüyüş önermek değildir.

Hastanın yaşı, kilosu, kas gücü, kireçlenmenin derecesi, eklemde şekil bozukluğu bulunup bulunmadığı ve ağrının şiddeti dikkate alınmalıdır.

Bir kişinin rahatlıkla yaptığı 5 kilometrelik yürüyüş, başka bir hasta için fazla olabilir. Bu nedenle egzersizde temel prensiplerden biri kişiye uygun yüklenmedir.

Yürüyüş dışında sabit bisiklet, yüzme veya su içi egzersizler gibi ekleme binen yükün daha kontrollü olduğu aktiviteler de bazı hastalarda tercih edilebilir.

“Ağrı Varsa Egzersize Devam Et” Demek de Doğru Değil

Hareket faydalıdır demek, “Ne kadar ağrırsa ağrısın egzersize devam edin” anlamına gelmez.

Egzersize başlarken hafif ve kısa süreli rahatsızlık görülebilir. Ancak ağrının belirgin şekilde artması veya uzun sürmesi durumunda egzersizin türü ve yükü yeniden değerlendirilmelidir. Yeni şişlik, kızarıklık veya ısı artışını yalnızca fazla egzersize bağlamadan tıbbi değerlendirme istemek önemlidir.

Böyle bir durumda egzersizin süresi, yoğunluğu veya türünün yeniden düzenlenmesi gerekebilir.

Hangi Durumlarda Aktivite Azaltılmalı?

Eklemde ani ve belirgin şişlik, kızarıklık veya ısı artışı; yeni başlayan şiddetli ağrı; travma sonrasında üzerine basamama ya da ani ve ciddi hareket kısıtlılığı olduğunda egzersizi sürdürmek yerine gecikmeden tıbbi değerlendirme alınmalıdır. Ateşle birlikte sıcak ve şiş bir eklem acil değerlendirme gerektirebilir.

Ayrıca her eklem ağrısı kireçlenmeye bağlı değildir. Menisküs yaralanmaları, tendon problemleri, romatizmal hastalıklar, enfeksiyonlar ve başka birçok durum benzer yakınmalara neden olabilir.

Bu nedenle özellikle yeni başlayan veya hızla kötüleşen ağrılarda önce doğru tanının konulması önemlidir.

Kireçlenmede Amaç “Hiç Hareket Etmemek” Değil, Doğru Hareket Etmektir

Osteoartrit tedavisinde tek seçenek ilaç, enjeksiyon veya ameliyat değildir. Kilo kontrolü, uygun fiziksel aktivite, kasların güçlendirilmesi ve gerektiğinde fizyoterapi tedavinin önemli bileşenleridir.

Cerrahi dışı tedavilere rağmen ağrı ve işlev kaybı yaşam kalitesini belirgin biçimde etkiliyorsa, eklem protezi gibi cerrahi seçenekler kişinin durumu ve tercihleriyle birlikte değerlendirilebilir. Enjeksiyonların türü ve uygunluğu ayrıca değerlendirilir; her enjeksiyon her hasta için uygun değildir.

Sonuç

“Kireçlenmem var, artık mümkün olduğunca az hareket etmeliyim” düşüncesi doğru değildir.

Doğru olan, ağrıyı tamamen görmezden gelerek eklemi zorlamak da değildir.

En uygun yaklaşım; hastalığın derecesine ve kişinin fiziksel durumuna göre doğru egzersizi, doğru yoğunlukta ve doğru süreyle yapmaktır.

Unutmayın: Kireçlenmede hareket düşman değildir; yanlış ve kontrolsüz yüklenme sorun olabilir.